<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>TERRAPARADOX (Söz yiter yazı kalır. / Verba volant Scripta manent.)</title>
	<atom:link href="http://terraparadox.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://terraparadox.wordpress.com</link>
	<description>Söz yiter yazı kalır. / Verba volant Scripta manent.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 24 Sep 2009 18:19:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='terraparadox.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://1.gravatar.com/blavatar/1f9530ef8c3ad0f559ddf770db5648b9?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>TERRAPARADOX (Söz yiter yazı kalır. / Verba volant Scripta manent.)</title>
		<link>http://terraparadox.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://terraparadox.wordpress.com/osd.xml" title="TERRAPARADOX (Söz yiter yazı kalır. / Verba volant Scripta manent.)" />
	<atom:link rel='hub' href='http://terraparadox.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Kapitalizm İnsanları Nasıl Kandırır ?!?</title>
		<link>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/24/kapitalizm-insanlari-nasil-kandirir/</link>
		<comments>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/24/kapitalizm-insanlari-nasil-kandirir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2009 18:19:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>terraparadox</dc:creator>
				<category><![CDATA[PRORESTO / AGAINST]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://terraparadox.wordpress.com/?p=178</guid>
		<description><![CDATA[&#8230;&#8230;.. Başlığın Masum Görünüşüne Aldanmayın &#8230;&#8230;&#8230;.. Yeni Düşünce Üretimi İçin Bazı Teknikler Yardımsever tüketiciler (helpful consumers) metodu: Tüketiciler dinleniyor tek taraflı camlı mekânlarda reaksiyonlar izleniyor; ardından yaratıcı seans başlıyor. İhtiyaç tanımlaması: Bilimsel gelişmeler, tüketici eğilimleri ve pazar araştırmalarına ait çeşitli argümanlar önceden konsey üyelerine gönderiliyor. Yenilik toplantılarına zemin hazırlanıyor ve çalışma başlıyor. Levey kuramı: Önceden [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=178&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8230;&#8230;.. Başlığın Masum Görünüşüne Aldanmayın &#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p align="center"><strong>Yeni Düşünce Üretimi İçin Bazı Teknikler </strong></p>
<p><strong>Yardımsever tüketiciler (helpful consumers) metodu: </strong> Tüketiciler dinleniyor tek taraflı camlı mekânlarda reaksiyonlar izleniyor; ardından yaratıcı seans başlıyor.<br />
<strong>İhtiyaç tanımlaması</strong>: Bilimsel gelişmeler, tüketici eğilimleri ve pazar araştırmalarına ait çeşitli argümanlar önceden konsey üyelerine gönderiliyor. Yenilik toplantılarına zemin hazırlanıyor ve çalışma başlıyor.<br />
<strong>Levey kuramı:</strong> Önceden hazırlanmış serbest düşünceler tek bir havuzda toplanıyor. Yaratıcı seanslarda eleştiri olmaksızın üretim yapılmaya çalışılıyor. Bu uygulamaya &#8220;koşullu çağrışım yöntemi&#8221; de deniyor.<br />
<strong>Swot analizi:</strong> Kurumun güçlü ve zayıf tarafları dikkate alınarak yapılan öneriler düşünce yapısına dönüştürülüyor. Yenilik açısından sınırlı olduğu iddiaları var.<br />
<strong>Beyin fırtınası (Brain Storming):</strong> 1970’lerde moda olmuş ve yine aynı yılların sonunda popülaritesini kaybetmiş bir düşünce modeli. &#8220;Serbest çağrışım&#8221; yöntemini içeriyor. Şimdi daha çok reklâm endüstrisinde kullanılıyor.<br />
<strong>Osborn tekniği:</strong> Beyin fırtınasının mucidi &#8220;Alex F. Osborn&#8221; tarafından geliştirilmiş farklı bir teknik. Her özelliğin zıddı düşünülerek çağrışımlar yaratılıyor. <strong><br />
Biçimsellik yöntemi:</strong> &#8220;Fritz Zwicky&#8221; tarafından geliştirilmiş. Geometrik veya düzlemsel kaotik şekillerin beyin gücünü harekete zorlamasıyla yeni fikirler üretiliyor. Sınaî yenilikler ve tasarımcıların kullandığı bir teknik.<br />
<strong>Kapalı kutu yöntemi:</strong> &#8220;Arthur D. Little&#8221; tarafından geliştirilmiş bu teknikte mevcut ya da olası ihtiyaçların neler olduğu ortaya konuyor. İhtiyaçların nasıl değiştirilebileceğine ilişkin düşünceler alınıyor ve yenilik bu duruma göre konumlandırılıyor.<br />
<strong>Filtre yöntemi:</strong> Tüm fikir ve düşünceler bir havuzda toplanıyor. Sonra bu fikirleri çürütecek anti tezler yaratılarak düşünceler berraklaştırılıyor. Askeri stratejide ve pazarlama politikası oluşturulmasında değişik adlarla kullanılan bir teknik.<br />
<strong>Simülasyon tekniği:</strong> Varılması gereken hedeflerin ileri bir zaman dilimi içinde canlandırılması yapılıyor. Konsey üyeleri bu ortamı sanal olarak yaşayarak yeni fikirler üretiyor. Daha sonra düşünceler etraflıca tartışılıp karara bağlanıyor.<br />
<strong>Yenilenen seri teknikler:</strong> Düşüncelerin &#8220;fırsatçı fikirler&#8221; üzerinde yoğunlaştığı bir teknik. Yüksek kâr ya da yarar sağlamayan fikirler <strong>hemen</strong> elimine ediliyor. Düşünceler yalnız birer kez kullanılabiliyor.</p>
<p>Kaynak: Referans Gazetesi</p>
<br />Posted in PRORESTO / AGAINST  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/terraparadox.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/terraparadox.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/terraparadox.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/terraparadox.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/terraparadox.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/terraparadox.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/terraparadox.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/terraparadox.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/terraparadox.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/terraparadox.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/terraparadox.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/terraparadox.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/terraparadox.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/terraparadox.wordpress.com/178/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=178&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/24/kapitalizm-insanlari-nasil-kandirir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/33e3db50af88872f3813e9870248487e?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">terraparadox</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bilginler Üstüne…</title>
		<link>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/bilginler-ustune%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/bilginler-ustune%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 13:01:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>terraparadox</dc:creator>
				<category><![CDATA[SADECE DÜŞÜN / JUST THINK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://terraparadox.wordpress.com/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[Ben uykudayken, koyunun biri başımdaki sarmaşık çelengini kemirmiş… Kemirmiş de demiş: Zerdüşt artık bilgin değil… Böyle demiş gururla uzaklaşmış… Bunu bana çocuğun biri anlattı… Ben burada, çocukların oynadığı yerde, yıkık duvarın dibindeki devedikenleriyle kırmızı gelincikler arasında yatmayı severim… Ben çocukların, devedikenleriyle kırmızı gelinciklerin gözünde bilginim daha… Hınzırlıklarında bile suçsuzdur onlar… Ama koyunların gözünde artık bilgin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=176&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ben uykudayken, koyunun biri başımdaki sarmaşık çelengini kemirmiş… Kemirmiş de demiş: Zerdüşt artık bilgin değil…</p>
<p>Böyle demiş gururla uzaklaşmış… Bunu bana çocuğun biri anlattı…</p>
<p>Ben burada, çocukların oynadığı yerde, yıkık duvarın dibindeki devedikenleriyle kırmızı gelincikler arasında yatmayı severim…</p>
<p>Ben çocukların, devedikenleriyle kırmızı gelinciklerin gözünde bilginim daha… Hınzırlıklarında bile suçsuzdur onlar…</p>
<p>Ama koyunların gözünde artık bilgin değilim: Böyle ister yazgım… Övüşler olsun yazgıma!..</p>
<p>Çünkü gerçek şudur: Bilginler evinden ayrıldım ve kapıyı çarptım arkamdan…</p>
<p>Gönlüm pek aç kaldı onların sofrasında: Onlardakine benzer, ceviz kırar gibi bilgi araştırma ustalığı yok bende…</p>
<p>Özgürlüğü ve taze toprak üstündeki havayı severim ben… Onların saygı ve değer vermeleri üzerinde uyumaktansa, öküz derisi uyurum daha iyi…</p>
<p>Pek kızdırır, yakar beni düşüncem: Sık sık soluğumu keser neredeyse… Açık havaya çıkmam, bütün tozlu odalardan uzaklaşmam gerekir derken…</p>
<p>Oysa onlar serin gölgede, serin serin otururlar… Her şeyde salt seyirci olmak isterler ve güneşin basamaklar üzre yandığı yerlerde oturmaktan sakınırlar…</p>
<p>Sokakta durup gelip geçene bakanlar gibi, öyle bekler onlar da, başkalarının düşüncelerine bakarlar…</p>
<p>Onları elle tutayım desen, un çuvalları gibi toz bulutu kaldırırlar havaya istemeden… Ama kim der ki onların tozu, tahıldan ve yaz tarlalarının sarı sevincinden gelir?..</p>
<p>Bilgelik tasladılar mı, o küçük özdeyişleri, gerçekleri dondurur beni… Bilgeliklerinde öyle bir koku vardır ki, bataklıklardan geliyor sanırsınız… Gerçek bu bilgelikte kurbağa sesleri bile işitmişsinizdir!..</p>
<p>Beceriklidir onlar, usta parmakları vardır… Benim yalınlığım onların karmaşıklığı yanında neylesin?.. Her türlü iplik geçirmekten ve örmekten ve dokunmaktan anlar parmakları… Böyle çorap örerler ruhun başına!&#8230;</p>
<p>İyi birer saattir onlar: Yalnız doğru kurmaya bakmalı!&#8230; O zaman yanlışsız gösterirler vakti, bu arada da hafif bir ses çıkarırlar…</p>
<p>Değirmen taşı gibi çalışır onlar, ve havan eli gibi… Siz onlara tahıl taneleri atın, yeter!&#8230; Taneleri ince övütüp ak toza çevirmeyi iyi bilirler…</p>
<p>Birbirlerini pek yakından ve kuşkuyla gözetlerler… Küçük kurnazlıklarda buluşları vardır… Bilgileri aksak ayaklar üzre yürüyenleri beklerler, örümcekler gibi beklerler…</p>
<p>Onları hep özenle ağı hazırlarken gördüm… Bu işi yaparken hep camdan eldivenler takıyorlardı ellerine…</p>
<p>Hileli zarlarla da oynamayı bilirler… Öyle ateşli oynadıklarını gördüm ki, terliyorlardı…</p>
<p>Biz birbirimize yabancıyız… Onların erdemleri yapmacıklarından, hileli zarlarından daha iğrenç gelir bana…</p>
<p>Ve birlikte yaşarken, üstlerinde yaşadım onların… Bana hınç bağladılar bu yüzden…</p>
<p>Başları üstünde birinin dolaştığını işitmek istemezler… Onun için başlarıyla benim arama tahta ve toprak ve moloz doldurdular…</p>
<p>Böyle boğdular ayak seslerimi… Ondan sonra beni en az işiten, en bilginler oldu…</p>
<p>İnsanlığın bütün eksiklikleriyle zayıflıklarını kendileriyle benim arama koydular… Buna “uydurma tavan” diyorlar evlerinde…</p>
<p>Ben yine de, düşüncelerimle onların başları üstünde dolaşıyorum… Kendi yanlışlarım üzre dolaşsam bile, üstünde olurum onların ve başlarının…</p>
<p>Çünkü insanlar eşit değildirler… Böyle buyurur doğruluk… Ve benim istediğimi onlar isteyemezler!..</p>
<p>Böyle Buyurdu Zerdüşt…</p>
<p>F.Nietzsche</strong></p>
<br />Posted in SADECE DÜŞÜN / JUST THINK  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/terraparadox.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/terraparadox.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/terraparadox.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/terraparadox.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/terraparadox.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/terraparadox.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/terraparadox.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/terraparadox.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/terraparadox.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/terraparadox.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/terraparadox.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/terraparadox.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/terraparadox.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/terraparadox.wordpress.com/176/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=176&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/bilginler-ustune%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/33e3db50af88872f3813e9870248487e?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">terraparadox</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Solgun Suçlu Üstüne…</title>
		<link>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/solgun-suclu-ustune%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/solgun-suclu-ustune%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 12:59:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>terraparadox</dc:creator>
				<category><![CDATA[SADECE DÜŞÜN / JUST THINK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://terraparadox.wordpress.com/?p=174</guid>
		<description><![CDATA[Ey yargıçlar ve kurban edenler, hayvan başını eğmeden öldürmek istemiyor musunuz?&#8230; Bakın, solgun suçlu başını eğdi… Büyük hor görme konuşuyor gözlerinden… ‘Benin ben’im alt edilmesi gereken bir şeydir… Benim ben’im insanın büyük hor görülmesidir bence…’ böyle diyor bu gözler… Kendi kendini yargılaması, onun en yüksek anıydı… Yücelmiş olan, aşağılık durumuna düşmesin yine!&#8230; Böylece kendi elinden [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=174&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ey yargıçlar ve kurban edenler, hayvan başını eğmeden öldürmek istemiyor musunuz?&#8230; Bakın, solgun suçlu başını eğdi… Büyük hor görme konuşuyor gözlerinden…</p>
<p>‘Benin ben’im alt edilmesi gereken bir şeydir… Benim ben’im insanın büyük hor görülmesidir bence…’ böyle diyor bu gözler…</p>
<p>Kendi kendini yargılaması, onun en yüksek anıydı… Yücelmiş olan, aşağılık durumuna düşmesin yine!&#8230;</p>
<p>Böylece kendi elinden acı çeken için kurtuluş yoktur… Meğer ki tez bir ölü gele…</p>
<p>Sizin öldürmeniz, ey yargıçlar acıma olmalıdır… Öç alma değil… Ve öldürürken, kendiniz hayatı haklı çıkarmaya bakın!&#8230;</p>
<p>Öldürdüğünüzle barışmanız yetmez… Üzüntünüz üstinsan sevginiz olsun… Böyle haklı çıkarırsınız… Böyle haklı çıkarırsınız sağ kalmanızı!&#8230;</p>
<p>‘Düşman’ demelisiniz, ‘alçak’ değil… ‘Sayrı’ demelisiniz, ‘düşük’ değil… ‘Deli’ demelisiniz, ‘günahkar’ değil…</p>
<p>Ve sen, ey kızıl yargıç, aklından geçenleri açığa vursan, şöyle haykırır herkes… ‘Defolsun şu pislik ve ağılı böcek!&#8230;’</p>
<p>Oysa düşünce başka, eylem başka, eylemin tasarımı yine başka… Nedensellik çarkı bunlar arasında dönmez…</p>
<p>Bu solgun adamı solduran tasarımdır… İşlerken eylemin eriydi… Ama eylem bittikten sonra, bu eylemin tasarımına dayanamadı…</p>
<p>Artık kendini hep bir eylemin yapıcısı olarak görüyordu… Delilik derim buna… Kuraldışı, onda kural oldu çıktı…</p>
<p>Bir çizgi tavuğu büyüler… Onun indirdiği vuruşta, zavallı usunu büyüledi… Eylemden sonra ki çılgınlık derim buna…</p>
<p>Dinleyin ey yargıçlar!&#8230; Bir başka çılgınlık daha vardır… O da eylemden önce ki çılgınlık… Ah siz bu gönlün derinliklerine yeterince sokulmadınız!&#8230;</p>
<p>Şöyle buyurur kızıl yargıç: ‘ Bu suçlu neden öldürdü?&#8230; Çalmak istiyordu da ondan…’ Ama ben size derim ki: Onun canı kan istiyordu, yağma değil… Bıçağın mutluluğuna susamıştı o!..</p>
<p>Fakat zavallı usu, bu çılgınlığı kavrayamadı ve onu kandırdı… ‘Kan da neymiş’ dedi, ‘hiç değilse, bir şey çalsan?&#8230; Ya da öç alsan?&#8230;’</p>
<p>O da, zavallı usuna uydu : Sözleri üstüne kurşun gibi çökmüştü… Bu yüzden öldürürken çaldı da… Çılgınlığından uyanmak istemiyordu…</p>
<p>İşte suçu yine kurşun gibi üzerinde… Zavallı usu yine öyle uyuşmuş… Öyle inmeli, öyle ağır…</p>
<p>Kafasını bir sallayabilse, yükü düşüverecek üzerinden… Fakat bu kafayı kim sallayabilir ki?&#8230;</p>
<p>Bu adam nedir?&#8230; Kendi aralarında binde bir sessiz duran bir azgın yılanlar yumağı… Bu yüzden ayrı ayrı çıkarlar ve dünya da av ararlar…</p>
<p>Şu zavallı gövdeye bakın!.. Onun çektiklerini ve isteklerini zavallı can kendine göre yorumladı… Öldürme tutkusu ve bıçak mutluluğuna duyulan hırs diye yorumladı…</p>
<p>Şimdi sayrı düşeni bastırır şimdi kötü olan kötülük, kendine acı çektirenle acı çektirmek ister… Ama başka çağlar da vardı, başka bir kötü ve iyi de…</p>
<p>Bir zamanlar kötüydü kuşku ve kendi istemi… O zaman sayrılar zındık ve büyücü oldular… Zındık ve büyücü olarak acı çektiler ve acı çektirmek istediler…</p>
<p>Fakat bu sizin kulağınıza girmez ki: İyi kişilerinizi incitirmiş… Bana öyle diyorsunuz… Peki ama bana ne sizin iyi kişilerinizden!&#8230;</p>
<p>İyi kişilerinizin birçok şeyi beni tiksindiriyor, gerçek kötülükleri değil… Keşke delilikleri olsaydı da, bu delilik yüzünden yok olabilselerdi şu solgun suçlu gibi!&#8230;</p>
<p>Evet deliliklerine gerçek, ya da bağlılık, ya da doğruluk denseydi keşke… Oysa onların erdemi çok yaşamak, acınacak bir rahatlık içre yaşamak içindir…</p>
<p>Ben ırmak kıyısında bir parmaklığım… Tutunabilen tutunsun bana!&#8230; Fakat koltuk değneğiniz değilim ben…</p>
<p>Böyle buyurdu Zerdüşt…</p>
<p>F.Nietzsche</strong></p>
<br />Posted in SADECE DÜŞÜN / JUST THINK  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/terraparadox.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/terraparadox.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/terraparadox.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/terraparadox.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/terraparadox.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/terraparadox.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/terraparadox.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/terraparadox.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/terraparadox.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/terraparadox.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/terraparadox.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/terraparadox.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/terraparadox.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/terraparadox.wordpress.com/174/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=174&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/solgun-suclu-ustune%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/33e3db50af88872f3813e9870248487e?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">terraparadox</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yaratıcının Yolu Üstüne…</title>
		<link>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/yaraticinin-yolu-ustune%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/yaraticinin-yolu-ustune%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 12:58:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>terraparadox</dc:creator>
				<category><![CDATA[SADECE DÜŞÜN / JUST THINK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://terraparadox.wordpress.com/?p=172</guid>
		<description><![CDATA[Yalnızlığa çekilmek mi istersin kardeşim?&#8230; Kendine varan yolu aramak mı istersin?&#8230; Biraz dur da beni dinle… “Arayan kolay yiter… Her türlü yalnızlık suçtur….” Böyle der sürü… Ve sen sürüdendin uzun bir süre… Sürünün sesi daha sende çınlayacak… Ve sen desen: “Artık sizinle ortak vicdanım yok benim”, yakınma ve ağrı olacak bu… Bakın, aynı vicdan doğurdu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=172&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yalnızlığa çekilmek mi istersin kardeşim?&#8230; Kendine varan yolu aramak mı istersin?&#8230; Biraz dur da beni dinle…</p>
<p>“Arayan kolay yiter… Her türlü yalnızlık suçtur….” Böyle der sürü… Ve sen sürüdendin uzun bir süre…</p>
<p>Sürünün sesi daha sende çınlayacak… Ve sen desen: “Artık sizinle ortak vicdanım yok benim”, yakınma ve ağrı olacak bu…</p>
<p>Bakın, aynı vicdan doğurdu bu ağrıyı; o vicdanın son pırıltısı daha senin derdinde yanmaktadır…</p>
<p>Derdinin yolunu, yani kendine varan yolu yürümek mi istersin?&#8230; Öyleyse hakkını ve bu işi becerecek gücünü göster bana!&#8230;</p>
<p>Sen yeni bir güç ve yeni bir hak mısın?&#8230; Bir ilk devinme misin?&#8230; Bir kendi kendine döner tekerlek misin?&#8230; Yıldızları kendi çevrende dönmeye zorlayabilir misin?&#8230;</p>
<p>Yazık yüksekliğe tutkunluk öyle çok ki!&#8230; Gözü doymaz kişilerin çırpınmaları öyle çok ki!&#8230; Tutkun ve gözü doymaz bir kişi olmadığını göster bana!&#8230;</p>
<p>Yazık körükten fazla bir iş görmeyen büyük düşünceler öyle çok ki: Körüklerler ve daha da boşaltırlar…</p>
<p>Özgür mü diyorsun kendine?&#8230; Egemen düşünceni işitmek isterim ben senin, boyunduruktan kurtulduğunu değil…</p>
<p>Sen boyunduruktan kurtulmaya yetkili bir kişi misin ki?&#8230; Nice kimseler, uşaklıklarını atarken, son değerlerini de atmış olurlar…</p>
<p>Neden özgür?&#8230; Zerdüşt’e ne bundan!&#8230; Gözlerin apaçık söylemeli bana: Neye özgür?&#8230;</p>
<p>Kendi kötün ile kendi iyini kendine sağlayabilir misin?&#8230; Kendi istemini bir yasa olarak kendi üstüne asabilir misin?&#8230; Kendi kendinin yargıcı olabilir misin ve kendi yasasının öç alıcısı?&#8230;</p>
<p>Korkunçtur, kendi yasasının yargıcı ve öç alıcısıyla yalnız kalmak… Yıldız işte böyle fırlatır ıssız uzaya, yalnızlığın buzlu soğuğuna…</p>
<p>Bugün kalabalığın acısını çekersin, daha ey tek kişi : Bugün yürekliliğin tam daha… Ve umutların…</p>
<p>Ama bir gün yalnızlık yoracak seni&#8230; Bir gün eğilecek gururun ve yürekliliğin yılacak…Bir gün haykıracaksın: “Yalnızım ben!&#8230;”</p>
<p>Bir gün artık görmeyeceksin yüksekliğini, alçaklığını ise pek yakından göreceksin… Kendi yüceliğin bir hayalet gibi korkutacak seni… Bir gün haykıracaksın: “Her şey düzme!&#8230;”</p>
<p>Yalnızı öldürmek isteyen duygular vardır… Başaramazlarsa kendileri ölürler sonra!&#8230; Ama sen buna yeterli misin?&#8230; “Katil olmaya?&#8230;”</p>
<p>Kardeşim “ horgörme” sözcüğünü tanıdın mı?&#8230; Peki doğruluğun, seni hor görenlere karşı doğru olmanın ağrısını?&#8230;</p>
<p>Nice kimseleri senin için başka türlü düşünmeye zorlarsın, bunu yanına koymazlar senin… Onlara yaklaştın, ama geçip gittin : Hiç bağışlamazlar bunu…</p>
<p>Onların ğstüne ve ötesine geçersin: Ama sen yükseldikçe, kıskançlığın gözü daha küçük görür seni… Fakat ucundan nefret edilir en çok…</p>
<p>“Bana karşı nasıl doğru olabilir siniz!&#8230;” demelisin sen… “Ben kendi payıma sizin haksızlığınızı seçtim…”</p>
<p>Onlar haksızlık ve çamur atarlar yalnıza: Ama böyledir diye, kardeşim yıldız olmak istersen, daha az ışık saçmamalısın onlara!&#8230;</p>
<p>Ve iyilerle doğrulara karşı tetikte ol!&#8230; Onlar kendi erdemini yaratanları çarmıha germeye can atarlar… Onlar yalnızlardan nefret edeler…</p>
<p>Kutsal yalınlığa karşı dahi tetikte ol!&#8230; Yalın olmayan her şey kutsuzdur onca, ateşle oynamaya da bayılır… Kazığın ateşine…</p>
<p>Kendi sevginin baskınlarına karşı dahi tetikte ol!.. Her önüne gelene elini uzatmaya pek hazırdır yalnız kişi…</p>
<p>Elini değil, yalnızca pençeni uzatmalısın nice kimselere… Hani pençenin de tırnakları da olursa… Yok mu?&#8230;</p>
<p>Ama karşına çıkabilecek en çetin düşman, kendin olmalısın hep… Sen mağaralarda ve ormanlar da kendine pusu kurarsın…</p>
<p>Ey yalnız kişi, sen kendine varan yolda yürürsün!&#8230; Ve kendinden ve yedi şeytanından geçer yolun senin!&#8230;</p>
<p>Yadsıyıcı olmalısın kendine karşı, ve büyücü ve falcı ve deli ve kuşkucu ve uğursuz ve alçak..</p>
<p>Kendi yalımınla yakmaya hazır olmalısın kendini, önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki!..</p>
<p>Ey yalnız kişi, sen yaratıcının yolunda yürürsün: Sen bir tanrı yaratacaksın o yedi şeytanından!&#8230;</p>
<p>Ey yalnız kişi, sen sevenin yolunda yürürsün: Kendini seversin sen, bu yüzden kendini hor görürsün, ancak sevenlerin hor gördüğü gibi tıpkı…</p>
<p>Yaratmak ister seven kişi, hor görür de ondan!&#8230; Sevdiğini hor görmek zorunda kalmamış kişi ne bilir ki sevmeyi!&#8230;</p>
<p>Sevginle git yalnızlığına, kardeşim, yaratmanla git… Doğruluk ancak daha sonra topallar ardın sıra senin…</p>
<p>Benim gözyaşlarımla git yalnızlığına, kardeşim… Kendinden öte yaratmak isteyeni severim ben… Ve böylece yok olanı…</p>
<p>Böyle buyurdu Zerdüşt…</p>
<p>F. Nietzsche&#8230;</strong></p>
<br />Posted in SADECE DÜŞÜN / JUST THINK  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/terraparadox.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/terraparadox.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/terraparadox.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/terraparadox.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/terraparadox.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/terraparadox.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/terraparadox.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/terraparadox.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/terraparadox.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/terraparadox.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/terraparadox.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/terraparadox.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/terraparadox.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/terraparadox.wordpress.com/172/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=172&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/yaraticinin-yolu-ustune%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/33e3db50af88872f3813e9870248487e?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">terraparadox</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Zehirli Örümcekler Üstüne…</title>
		<link>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/zehirli-orumcekler-ustune%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/zehirli-orumcekler-ustune%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 12:56:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>terraparadox</dc:creator>
				<category><![CDATA[SADECE DÜŞÜN / JUST THINK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://terraparadox.wordpress.com/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[Bak, bu zehirli örümceğin mağarasıdır… Örümceğin kendisini görmek ister misin?&#8230; İşte asılı ağı: Dokun ona titresin… İşte kendi isteğiyle geliyor… Hoş geldin örümcek!&#8230; Üçgenin ve simgen kara kara duruyor sırtında… Ben senin gönlündekini de bilirim… Öç var senin gönlünde : Isırdığın yer kara kabuk bağlar… zehirin gönle baş dönmesi verir öcüyle!… Böyle sesleniyorum size benzetme [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=170&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bak, bu zehirli örümceğin mağarasıdır… Örümceğin kendisini görmek ister misin?&#8230; İşte asılı ağı: Dokun ona titresin…</p>
<p>İşte kendi isteğiyle geliyor… Hoş geldin örümcek!&#8230; Üçgenin ve simgen kara kara duruyor sırtında… Ben senin gönlündekini de bilirim…</p>
<p>Öç var senin gönlünde : Isırdığın yer kara kabuk bağlar… zehirin gönle baş dönmesi verir öcüyle!…</p>
<p>Böyle sesleniyorum size benzetme diliyle… Ey gönle baş dönmesi verenler, ey eşitsizlik vaizleri!&#8230; Siz zehirli örümceklersiniz bence… Gizli gizli kin besleyenlersiniz!&#8230;</p>
<p>Ama sizin saklandığınız yerleri yakında ışığa çıkaracağım… Bunun için doruklar gülüşümle gülüyorum yüzünüze karşı…</p>
<p>Bunun için koparıyorum ağınızı, öfkenizi sizi yalan-mağaranızdan dışarı uğratsın diye… Öcünüz “doğruluk” sözünüzün arkasından ileri sıçrasın diye…</p>
<p>Çünkü insanın öcden kurtarılması, bence en yüksek umuda köprü budur… Uzun fırtınalardan sonraki gökkuşağı budur işte…</p>
<p>Ama zehirli örümcekler, başka türlü olsun isterler… “Dünyanın öcümüzün fırtınalarıyla dolması, doğruluğun ta kendisi olsun…” böyle konuşurlar birbirleriyle…</p>
<p>“Bize benzemeyenlere karşı öç ve alçaklama kullanacağız…” böyle sözleşir örümcek yürekleri…</p>
<p>Ve “eşitlik istemi” erdemin adı bu olacak bundan böyle, ve gücü olan her şeye karşı haykıracağız!&#8230;</p>
<p>Ey, eşitlik vaizleri, yetersizliğin zorba çılgınlığı “eşitlik” uğruna böyle haykırıyor sizde… En gizli zorba özlemleriniz, erdem sözlerinin kılığına böyle giriyor işte!&#8230;</p>
<p>İncinmiş büyüklenme ve saklanmış kıskançlık, belki de babalarınızın büyüklenmesi ve kıskançlığı… Bunlar bir yalım ve kin çılgınlığı gibi kopar sizden…</p>
<p>Babanın gizlediği şey, oğulda açığa çıkar… Babanın açıklanmış sırrını buldum oğulda sık sık.</p>
<p>Esinli kişilere benzer onlar… Fakat onları esinleyen yürek değil, kindir… Ve inceldikleri, soğuklaştıkları zaman, ruh değildir onları incelten ve soğuklaştıran… Kıskançlıktır…</p>
<p>Kıskançlıkları, düşürürler yoluna da yöneltir onları… Kıskançlıklarının belirtisi de şudur: Hep fazla ileri giderler… Öyle ki yorgunlukları, en sonu, karda uyumak zorunda kalır…</p>
<p>Kin çınlar bütün yakınmalarında, bütün övgülerinde kötü niyet vardır… Ve yargıçlık onlarca mutluluktur…</p>
<p>Ama şunu salık veririm size, dostlarım… Cezalandırma eğilimi güçlü olanların hiçbirine güvenmeyin!&#8230;</p>
<p>Bunlar soyu sopu bozuk kişilerdir… Cellat ve av köpeği bakar suratlarından…</p>
<p>Doğruluktan çok söz edenlere güvenmeyin!&#8230; Gerçek, gönüllerinde eksik olan bal değildir yalnız…</p>
<p>Kendilerine “iyiler ve doğrular” dedikleri zaman unutmayın… Ferisi olmaları için hiçbir eksikleri yoktur, güçten başka!&#8230;</p>
<p>Dostlarım, başkalarıyla karıştırılmak, başkaları yerine konmak istemem…</p>
<p>Benim hayat öğretimi vazedenler var… Onlar aynı zaman da eşitlik vaizidirler… Zehirli örümcektirler…</p>
<p>Hayata sırtlarını çevirip mağaralarında otursalar da, bu zehirli örümcekler hayatı överler… Ama zarar vermek için yaparlar bunu…</p>
<p>Şimdi gücü olanlara zarar vermek isterler… Daha ölüm vazı en çok onları yadırgamaz da ondan…</p>
<p>Öyle olmasaydı zehirli örümcekler başka türlü öğretirlerdi… Kendileri eskiden, dünyaya en çok kara çalanlardı, aykırı inançlıkları yakanlardı…</p>
<p>Bu eşitlik vaizleriyle karıştırılmak, onların yerine konmak istemem ben… Çünkü doğruluk şöyle der bana: “İnsanlar eşit değildirler…”</p>
<p>Eşit olmamalıdırlar da!&#8230; Başka türlü konuşursam üst insana sevgim nerde kalır benim?&#8230;</p>
<p>Binlerce köprü ve yol üstünde koşuşmalıdırlar ve geleceğe, ve hep daha çok savaş ve eşitsizlik olmalıdır insanlar arasında… Bana böyle dedirtir ulu sevgim!..</p>
<p>Görüntüler ve hayaletler yaratmalıdırlar düşmanlıklarında… Bu görüntüler ve hayaletlerle birbirlerine karşı en yüksek savaşa girişmelidirler daha!&#8230;</p>
<p>İyi ile kötü, zengin ile yoksul, yüksek ile alçak, ve bütün değerlerin adları, silahlar olsun, çın çın öten simgeler olsun bunlar, hayat kendini atletsin, yine yine atletsin diye hep!&#8230;</p>
<p>Sütun sütun, basamak basamak yükseğe kurmak ister kendini, hayat kendini: Geniş uzaklıklara bakmak ister, ta mutlu güzelliklere doğru… Bundandır yükseği gereksinmesi!..</p>
<p>Ve yükseği gereksindiğinden, basamaklar ister, basamaklar çıkanlar arasında çelişme ister!&#8230;Ağmak ister hayat… Ağarken alt etmek ister kendini…</p>
<p>Hele bakın dostlarım!&#8230; Burada şu zehirli örümcek mağarasının olduğu yerde, eski bir tapınağın yıkıntıları yükselir… Aydın gözlerle bakın ona!&#8230;</p>
<p>Gerçek, burada düşüncelerini bir zamanlar böyle taş taş yükselten, bütün hayatın sırrını en bilge kişiler kadar biliyordu!&#8230;</p>
<p>Güzellikte bile uğraşma ve eşitsizlik, erk ve üstünlük uğruna savaş olduğunu, bunu öğretiyor o bize burada, en açık benzetmeceyle…</p>
<p>Bu güreşte kubbeyle kemer nasıl tanrıca direniyor birbirlerine… Işık ve gölgeyle nasıl karşı koyuyorlar birbirine, bu tanrıca karşı koyanlar…</p>
<p>Böyle sağlam ve güzel, düşmanlar olalım biz de dostlarım!&#8230; Tanrıca karşı koyalım birbirimize!&#8230;</p>
<p>Ah, işte ısırdı beni, eski düşmanım zehirli örümcek!&#8230; Tanrıca sağlam ve güzel parmağımdan ısırdı!&#8230;</p>
<p>Ceza ve doğruluk olmalı… Böyle düşünür o… Burada boş yere türkü söylemesin düşmanlık şerefine!&#8230;</p>
<p>Evet öcünü aldı… Ah öçle gönlümü de sersemletecek şimdi!&#8230;</p>
<p>Fakat başımın dönmemesi için, dostlarım beni şu sütuna sımsıkı bağlayın!&#8230; Kin çevrintisi olmaktansa, sütun ermişi olurum daha iyi!&#8230;</p>
<p>Gerçek, ne hortum, ne kasırgadır Zerdüşt… Hora tepen biriyse de, hiç mi hiç örümcek horancası değildir!&#8230;</p>
<p>Böyle buyurdu Zerdüşt…</p>
<p>F.Nietzsche&#8230;</strong></p>
<br />Posted in SADECE DÜŞÜN / JUST THINK  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/terraparadox.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/terraparadox.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/terraparadox.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/terraparadox.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/terraparadox.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/terraparadox.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/terraparadox.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/terraparadox.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/terraparadox.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/terraparadox.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/terraparadox.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/terraparadox.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/terraparadox.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/terraparadox.wordpress.com/170/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=170&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/zehirli-orumcekler-ustune%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/33e3db50af88872f3813e9870248487e?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">terraparadox</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kendini Altetme Üstüne…</title>
		<link>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/kendini-altetme-ustune%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/kendini-altetme-ustune%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 12:55:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>terraparadox</dc:creator>
				<category><![CDATA[SADECE DÜŞÜN / JUST THINK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://terraparadox.wordpress.com/?p=168</guid>
		<description><![CDATA[Sizi iten, kızıştıran şeye ‘gerçek istemi’ mi diyorsunuz, ey en bilge kişiler?.. Bütün varlıkların düşünebilirliğine yönelen bir istem: Böyle derim sizin isteminiz için!&#8230; Bütün varlığı düşünebilir kılmak istiyorsunuz… Haklı bir güvensizlikle, acaba varlık gerçekte düşünebilir midir diye kuşkulanıyorsunuz da ondan… Fakat onun size uyması, eğilmesi gerek!&#8230; Bunu ister isteminiz… Düzleşmesi ve ruha bağlı olması gerek, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=168&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sizi iten, kızıştıran şeye ‘gerçek istemi’ mi diyorsunuz, ey en bilge kişiler?..</p>
<p>Bütün varlıkların düşünebilirliğine yönelen bir istem: Böyle derim sizin isteminiz için!&#8230;</p>
<p>Bütün varlığı düşünebilir kılmak istiyorsunuz… Haklı bir güvensizlikle, acaba varlık gerçekte düşünebilir midir diye kuşkulanıyorsunuz da ondan…</p>
<p>Fakat onun size uyması, eğilmesi gerek!&#8230; Bunu ister isteminiz… Düzleşmesi ve ruha bağlı olması gerek, ona ayna ve yansı olması gerek…</p>
<p>Güç istemi olarak, sizin bütün isteminiz budur, ey en bilge kişiler : İyi ile kötünün ve değerlendirmelerin sözünü ettiğiniz zaman dahi…</p>
<p>Siz daha önünde diz çökebileceğiniz bir dünya yaratmak istiyorsunuz… Budur son umudunuz ve sürekliliğiniz…</p>
<p>Elbette, bizler, halk. –üstünde kayık yüzen bir ırmak gibidir… Ve kayıkta değerlendirmeler oturur, ağırbaşlı ve örtünmüş…</p>
<p>Siz oluş ırmağının üstüne koymuşsunuz isteminizi ve değerlendirmelerinizi; halkın iyi ve kötü diye inandığı şeyler eski bir güç istemini açıklar bana…</p>
<p>Bu türlü konukları kayığa yerleştiren, onlara görkem ve gurulu adlar veren sizdiniz ey en bilge kişiler… _Siz bir de sizin buyruk yürüten isteminiz!&#8230;</p>
<p>Irmak almış ileri doğru götürüyor kayığınızı… Götürmesin de ne yapsın… Kırılan dalga köpüre köpüre, öfkeyle karşı koyuyormuş tekneye, ne çıkar!&#8230;</p>
<p>Irmak değildir, iyi ile kötünüzün sonu değildir sizin tehlikeniz ey en bilge kişiler… O istemin kendisidir, güç istemidir… O bitmez, tükenmez doğurgan hayat istemi…</p>
<p>İyi ve kötüyle ilgili sözlerimi anlayabilmeniz için, hayat ve bütün canlıların neliği ile ilgili sözlerimi söyleyeyim size…</p>
<p>Canlıyı izledim ben; onun neliğini öğrenmek için en geniş, en dar yollarda yürüdüm…</p>
<p>Gözleri bana söz söyleyebilsin diye, ağzı kapalıyken, bin yüzlü bir aynayla yakaladım bakışını… Ve gözleri bana söz söyledi…</p>
<p>Ama nerde canlı gördüysem, orda söz dinlerlikten konuşulduğunu işittim… Her yaşayan söz dinleyendir…</p>
<p>İkinci nokta da şudur : Kendi sözünü dinlemeyen, buyruk altına girer… Canlılar böyledir…</p>
<p>İşittiğim üçüncü şey de : Buyurmanın söz dinlemeden daha güçlü olduğudur… Buyuran, bütün dizginleyenlerin yükünü taşıdığı ve bu yükün altında kolayca ezilebileceği için değil yalnız…</p>
<p>Her buyurma bir deneme, bir göze alma gibi göründü bana… Canlı buyurduğu zaman, kendini tehlikeye atar…</p>
<p>Evet, kendine buyurduğu zaman dahi, buyurmasını ödemek zorundadır… Kendi yasasının yargıcı ve öç alanı ve kurbanı olmak zorundadır o…</p>
<p>Nasıl oluyor bu diye sordum kendi kendime… Canlıyı söz dinlemeye ve buyurmaya ve buyururken dahi söz dinlemeye kandıran nedir?&#8230;</p>
<p>Şimdi sözüme kulak verin, ey en bilge kişiler!.. Hayatın ta bağrına, bağrının ta derinliklerine değin sokulmuş muyum, iyice bir yoklayın bakalım…</p>
<p>Nerde canlı gördüysem, orda güç istemi gördüm… Uşağın isteminde dahi, efendi olma istemini gördüm…</p>
<p>Güçlüyü hizmet etmeye kendi istemi kandırır güçsüzü… Bu istem, daha güçsüzlere efendilik etmek ister de ondan… Vazgeçmek istemeyeceği tek hazdır bu…</p>
<p>Ve küçük, nasıl en küçüğün üstünde keyif sürebilmek, güç yürütebilmek için büyüğe boyun eğerse, en büyük de öyle boyun eğer de, güç uğruna hayatını tehlikeye atar…</p>
<p>En büyüğün boyun eğmesi, korkulu olanı, tehlikeyi göze almaktır… Ölüm için zar atmaktır…</p>
<p>Ve nerde özveri, hizmet ve sevgi bakışları varsa, orda efendi olma istemi de vardır… Güçsüz, dolambaçlı yollardan sokulur kaleye… Güçlünün ta bağrına… Ordan güç çalar…</p>
<p>Ve hayat kendisi, şu sırrı açtı bana… Bak dedi… ‘Ben hep kendini alt etmesi gerekenim…’</p>
<p>Doğru, siz ona doğurma istemi, ya da bir amaca daha yüksek, daha uzak, daha çeşitli bir şeye yönelmiş bir itki dersiniz… Ama bunların hepsi birdir… Bir tek sırdır…</p>
<p>Bunu yadsımaktansa, yok olurum daha iyi… Gerçek, nerde yok olma ve yaprak dökümü varsa, bakın orda hayat kıyar kendine… Güç uğruna!&#8230;</p>
<p>Uğraşma ve oluş ve amaç ve amaçlar çatışması olmam gerektiğini… Ah benim istemimin ne olduğunu sezen, bu istemin hangi eğri yollarda yürümesi gerektiğini de sezer!&#8230;</p>
<p>Ne yaratırsam yaratayım, yarattığımı ne denli seversem seveyim, çok geçmeden karşı koymam gerekir ona ve sevgime… Böyle ister benim istemim…</p>
<p>Sen dahi, ey gören kişi… Benim istemimin bir yolusun, bir ayak izisin ancak… Evet benim güç istemim senin gerçek isteminin ayaklarıyla dahi yürür!..</p>
<p>Gerçeği ‘var olma istemi’ ile vurmak isteyen, vuramamıştır elbette… Öyle bir istem yoktur da ondan…</p>
<p>Var olmayan isteyemez de ondan… Var olana gelince, daha ne varlığı ile çırpınsın!&#8230;</p>
<p>Ancak hayat olan yerde, istem de olur… Hayat istemi değil ama… Bak ne diyorum… Güç istemi!..<br />
Canlı birçok şeyleri hayattan üstün tutar… Ama bu üstün tutmanın kendisinde dile gelen, güç istemidir!..</p>
<p>Hayat bunu öğretmişti bana bir zamanlar… Ben de yüreklerinizin bilmecesini bununla çözüyorum…</p>
<p>Gerçek size diyorum… Geçici olmayan iyi ve kötü yoktur!.. Onlar kendi isteğiyle, hep yeni baştan alt etmelidirler kendilerini…</p>
<p>Siz değerlerinizle, iyi ve kötü üstüne öğretilerinizle güç gösterirsiniz ey değer biçenler… Bu sizin gizli sevginizdir… Gönüllerinizin parıldaması, titremesi ve taşmasıdır…</p>
<p>Ama daha zorlu bir güç ve yeni bir alt etme doğar değerlerinizden… Onunla kırılır, yumurta ve yumurta kabuğu…</p>
<p>Ve iyi ile kötüde yaratıcı olmak isteyen… Gerçek önce yıkıcı olmak, değerleri parçalamak zorundadır…</p>
<p>En büyük kötü, en büyük iyiye vergidir böylece… Fakat o yaratıcı iyidir…</p>
<p>Kötü de olsa, bunu konuşalım ey en bilge kişiler… Susmak daha kötüdür; saklanan ve bütün gerçekler ağılı olurlar…</p>
<p>Bizim gerçeklerimizle parçalanabilen her şey, varsın parçalansın!.. Daha kurulacak nice evler var…</p>
<p>Böyle buyurdu Zerdüşt…</p>
<p>F.Nietzsche</strong></p>
<br />Posted in SADECE DÜŞÜN / JUST THINK  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/terraparadox.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/terraparadox.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/terraparadox.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/terraparadox.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/terraparadox.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/terraparadox.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/terraparadox.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/terraparadox.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/terraparadox.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/terraparadox.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/terraparadox.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/terraparadox.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/terraparadox.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/terraparadox.wordpress.com/168/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=168&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/kendini-altetme-ustune%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/33e3db50af88872f3813e9870248487e?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">terraparadox</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Görüntü ve Bilmece Üstüne&#8230;</title>
		<link>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/goruntu-ve-bilmece-ustune/</link>
		<comments>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/goruntu-ve-bilmece-ustune/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 12:54:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>terraparadox</dc:creator>
				<category><![CDATA[SADECE DÜŞÜN / JUST THINK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://terraparadox.wordpress.com/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[Zerdüşt’ün gemide olduğu gemiciler arasında yayılınca, ‘çünkü mutlu adalardan bir kişi gemiye onunla birlikte binmişti’. Büyük bir merak ve umut uyandı. Bir var ki Zerdüşt iki gündür susuyordu; üzüntüden soğuk ve sağır duruyor, ne bakışlara, ne de sorulara cevap verebiliyordu. Fakat ikinci günün akşamı, kulaklarını yeniden açtı, ama yine susuyordu. Çünkü uzaklardan gelip, daha da [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=166&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zerdüşt’ün gemide olduğu gemiciler arasında yayılınca, ‘çünkü mutlu adalardan bir kişi gemiye onunla birlikte binmişti’. Büyük bir merak ve umut uyandı. Bir var ki Zerdüşt iki gündür susuyordu; üzüntüden soğuk ve sağır duruyor, ne bakışlara, ne de sorulara cevap verebiliyordu. Fakat ikinci günün akşamı, kulaklarını yeniden açtı, ama yine susuyordu. Çünkü uzaklardan gelip, daha da uzaklara giden bu gemide işitilecek nice garip ve tehlikeli şeyler vardı. Fakat Zerdüşt, uzak yolculuklara çıkan ve tehlikesiz yaşamak istemeyenlerin dostuydu. İşte! Dinleye dinleye dili açılmış, yüreğinin buzları çözülmüştü. Şöyle buyurmaya başladı derken:</p>
<p>Sizlere, ey gözü pek arayıcılar ve araştırıcılar ve kurnaz yelkenlerle korkunç denizlere açılanlar bütün,</p>
<p>Sizlere, ey bilmece esrikleri, ey alaca karanlığın tadına varanlar, gönülleri kaval sesleriyle her hayın çevrintiye çekilebilenler:</p>
<p>Çünkü sizler ipi ödlek ellerle yoklamak istemezsiniz; ve sezebileceğiniz yerlerde, hesaplamaktan nefret edersiniz…</p>
<p>Ancak sizlere anlatacağım gördüğüm bir bilmeceyi, en yalnız kişinin görüntüsünü…</p>
<p>Çok olmadı. Bir gün ölüm renkli alaca karanlıkta yürüyordum tasalı, tasalı ve sert, dudaklarım sımsıkı yapışmış. Ben ki, nice güneşlerin battığını görmüştüm…</p>
<p>Taşlar arasında çekinmeden yükselen bir yol, artık ne bitki, ne de çalıyla gönenen hınzır, ıssız bir yol: Bir dağ yolu, ayaklarımın çekinmezliği altında çatırdıyordu…</p>
<p>Çakılların alaycı takırtısı üstünde yürüyerek, kaygan taşları çiğneyerek : öyle yol alıyordu ayaklarım yukarı doğru…</p>
<p>Yukarı doğru : Onları aşağı doğru, uçuruma doğru çeken ruha, ağırlığın ruhuna, şeytanıma ve baş düşmanıma karşın…</p>
<p>Yukarı doğru: bu ağırlığın ruhu üstüme abansa da, yarı cüce, yarı köstebek; kötürüm, kötürüm eden; kulağıma kurşun, beynimeyse kurşun damlaları gibi düşünceler akıtan…</p>
<p>‘Ey Zerdüşt’ diye fısıldıyordu alaylı alaylı, heceliye heceliye, ‘Ey bilgelik taşı!.. Kendini yükseğe atmışsın ama her atılan taş, düşer!..</p>
<p>Ey Zerdüşt, ey bilgelik taşı, ey sapan taşı, ey yıldız yıkan!&#8230; Kendini atıyorsun öylesine yükseğe, ama her atılan taş düşer!..</p>
<p>Kendini yargılamışsın, kendini taşlamaya yargı giymişsin: Ey Zerdüşt, gerçekten yükseğe atmışsın taşını, ama senin tepene inecek o!..</p>
<p>Derken sustu cüce; ve bu uzun sürdü. Ama sessizliği beni sıkıyordu. Bu durumda iki kişi, doğrusu yalnızkende daha yalnızdır!..</p>
<p>Tırmandıkça tırmandım, düşledim, düşündüm, ama her şey beni sıkıyordu. Ağır işkenceden yorgun düşmüş ve daha beter bir düşle uykusundan uyandırılmış bir sayrı kişiye benziyordum…</p>
<p>Ama bende yüreklilik dediğim bir şey var. Şimdiye dek bende ki her yılgınlığı öldürmüştür. Sonunda bu yüreklilik beni durdurdu da, söyletti: Cüce.. Ya sen, ya ben!..</p>
<p>Çünkü yüreklilik en iyi öldürendir. Saldıran yüreklilik : her saldırıda cümbüş sesleri vardır da ondan…</p>
<p>Ama insan, en yürekli hayvandır. Her hayvanı bununla alt etmiştir. Cümbüş sesleriyle alt etmiştir her ağrıyı; oysa insan ağrısı en derin ağrıdır…</p>
<p>Yüreklilik, uçurum ağzındaki baş dönmesini dahi öldürür: İnsanın uçurum ağzında olmadığı yer mi var ki!.. Görmek bile, uçurumlar görmek değil midir?..</p>
<p>Yüreklilik en iyi öldürendir. Yüreklilik acımayı dahi öldürür. Oysa acıma, en derin uçurumdur. Kişi, hayatı nice derinliğine görürse, onca derinliğine görür acı çekmeyi de.</p>
<p>Ama yüreklilik en iyi öldürendir, saldıran yüreklilik: Ölümü dahi öldürür o; çünkü der: Bu muydu hayat?.. Peki öyleyse! Bir daha…</p>
<p>Fakat bu türlü sözlerde pek çok cümbüş sesleri vardır. Kulağı olan işitsin…</strong></p>
<p><strong>Dur cüce!.. dedim. Ya sen, ya ben!.. Ama ben daha güçlüyüm: Sen bende ki uçurumlu düşünceyi bilmezsin!.. Ona katlanamazsın sen!..</p>
<p>Derken beni hafifleten bir şey oldu. Cüce omzumdan atladı, o meraklı!.. Ve karşımdaki taşa oturdu. Fakat tam b,z,m durduğumuz yerde bir geçit vardı…</p>
<p>Şu geçite bak cüce diye sürdürdüm konuşmamı. İki yüzü var. Burada iki yol birleşir. Kimse bu yolların sonuna dek varamamıştır daha…</p>
<p>Şu geriye doğru uzanan yol; sonrasızlığa dek sürer. Şu ileriye doğru uzanan yolsa, başka bir sonrasızlıktır…</p>
<p>Birbirine karşıttır bunlar, bu yollar; birbirini başlarıyla iterler. Ve burada, bu geçitte birleşirler. Bu geçidin adı üstünde yazılıdır. ‘An’…</p>
<p>Ama kişi bunları izlese, durmadan daha daha izlese, sanır mısın ki cüce bu yollar birbirine sonrasızca karşıttırlar…</p>
<p>Düz olan her şey yalan söyler mırıldandı cüce, küçümseyerek… Her gerçek eğridir, zaman bile değirmidir…</p>
<p>Ey ağırlığın ruhu dedim öfkeyle… O kadar hafifseme bunu!.. Yoksa seni oturduğun yerde bırakırım ha topal… Seni yukarlara ben taşıdım!..</p>
<p>Bak diye sürdürdüm konuşmamı. Şu ana bak!.. Geçitten, andan, sonrasız bir yol uzanıyor geriye doğru. Bir sonrasızlık var arkamızda…</p>
<p>Her yürüyebilen, bu yolu daha önce yürümüş olmalı değil midir?.. Her olabilen, daha önce olmuş bitmiş ve geçmiş olmalı değil midir?..</p>
<p>Peki her şey daha önce de var idiyse, bu ana ne dersin cüce?.. Bu geçit dahi, önceden var olmuş olmalı değil midir?..</p>
<p>Ve her şey birbirine öyle bir bağlı ki, bu an, bütün gelecek şeyleri kendine çekmekte, dolayısıyla, kendini de çekmekte. Öyle değil mi?..</p>
<p>Çünkü her yürüyebilen, bu uzun yolu bir daha yürümelidir ileri doğru!..</p>
<p>Peki ay ışığında sürünen şu yavaş örümcek… Peki ay ışığının kendisi. Peki geçitte fısıldaşan senle ben. Hepimiz daha önce de var olmuş olmalı değil miyiz?..</p>
<p>Ve dönmeli ve önümüzde ki öbür yolda, o uzun korkunç yolda yürümeli, sonrasızca dönmeli değil miyiz?..</p>
<p>Böyle konuştum. Gittikçe yavaş konuştum. Çünkü kendi düşüncelerimden ve ard düşüncelerimden korkuyordum. Derken, bir köpek uluması işittim yakında…</p>
<p>Daha önce de böyle bir köpek uluması işitmiş miydim?.. Düşüncelerim geriye doğru koşuyordu. Evet!.. Çocukken en uzak çocukluğumda…</p>
<p>Böyle bir köpek uluması işitmiştim o zamanlar. Köpeği de görmüştüm. Tüyleri diken diken, başı havada, köpeklerin bile hayaletlere inandığı o sessiz mi sessiz gece yarısında titriyordu…</p>
<p>Yüreğim acımıştı. Dolunay, ölüm gibi sessiz. Tam o sırada geçmişti evin üzerinden. Tam o sırada durmuştu bir değir mi ateş. Başkasının malı üstündeymiş gibi, düz damın üzerindeydi daha…</p>
<p>Bundan yılgıya kapılmıştı köpek. Çünkü köpekler hırsızlara ve hayaletlere inanırlar. Yine böyle bir köpek uluması işitince, yüreğim acıdı bir daha…</p>
<p>Nereye gitmişti cüce?.. Ya geçit?.. Ya örümcek?.. Ya o bütün fısıldaşmalar?.. Düş mü görmüştüm?.. Uyanmış mıydım?.. Yaban kayalıklar arasında birdenbire tek başıma, yapayalnız kalmıştım en ıssız ay ışığında…</p>
<p>İşte bir adam yatıyordu yerde!.. Ve işte!.. Köpek sıçrıyor, tüylerini kabartıyor, inliyor.. İşte gördü geldiğimi… Derken uludu yine, derken bağırdı yine… Ben hiç köpeğin böyle yardım istercesine bağırdığını işitmiş miydim?..</p>
<p>Gerçek, bu gördüğüm gibisini görmemiştim hiç. Kıvranan, boğulan, titreyen, yüzü allak bullak, ağzından bir ağır kara yılan sarkan, genç bir çobandı gördüğüm…</p>
<p>Bir tek yüzde bunca bulantı, bunca solgun korku gördüğüm olmuş muydu?.. Herhalde uyuyordu. Derken boğazına aktı yılan. Orasını soktu. Şimdi de çıkmıyordu…</p>
<p>Elimle yılana asıldım, asıldım&#8230; Boşuna!.. Yılanı boğazından çıkaramadım. Derken bir bağırmadır koptu içimden. Isır, ısır!..</p>
<p>Kopar başını!.. Isır!.. Böyle bağırıyordu içimde ki.. Korkum, nefretim, tiksintim, acımam, bütün iyim, bütün kötüm, bir tek ses olmuş bağırıyordu içimden…</p>
<p>Ey çevremdeki gözü pek kişiler!.. Ey arayıcılar ve araştırıcılar ve kurnaz yelkenlerle bilinmedik denizlere açılanlar!.. Ey bilmece tutkunları!..</p>
<p>Çözün bana gördüğüm bilmeceyi, yorumlayın bana en yalnız kişinin görüntüsünü!..</p>
<p>Çünkü o, görüntüydü, önceden görmeydi. Simge olarak gördüğüm neydi?.. Ve bir gün gelmesi gereken kimdir?..</p>
<p>Boğazına böyle yılan akan çoban kimdir?.. Boğazına böyle en ağır, en kara istem adam kimdir?..</p>
<p>Ama çoban, bağırtımın öğüdüne uydu da, ısırdı. Zorlu ısırdı hem!.. Ta tuzağa tükürdü yılanın başını. Ve ayağa fırladı…</p>
<p>Artık çoban değil, artık insan değil, değişmiş biri. Işıkla sarılı biriydi gülen!.. Yeryüzünde kimse gülmemişti onun gibi!..</p>
<p>Ey kardeşlerim, işittiğim insan gülüşü olmayan bir gülüştü. Şimdiyse bir susuzluk kemiriyor beni, dinmek bilmeyen bir özlem.</p>
<p>Beni o gülüşe duyduğum özlem kemiriyor. Ah daha nasıl dayanıyorum yaşamaya!.. Ve nasıl dayanırım şimdi ölmeye!..</p>
<p>Böyle buyurdu Zerdüşt…</p>
<p>F.Nietzsche</strong></p>
<br />Posted in SADECE DÜŞÜN / JUST THINK  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/terraparadox.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/terraparadox.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/terraparadox.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/terraparadox.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/terraparadox.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/terraparadox.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/terraparadox.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/terraparadox.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/terraparadox.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/terraparadox.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/terraparadox.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/terraparadox.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/terraparadox.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/terraparadox.wordpress.com/166/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=166&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/goruntu-ve-bilmece-ustune/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/33e3db50af88872f3813e9870248487e?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">terraparadox</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tolstoy İtiraflarım VI&#8230;</title>
		<link>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/tolstoy-itiraflarim-vi/</link>
		<comments>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/tolstoy-itiraflarim-vi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 12:51:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>terraparadox</dc:creator>
				<category><![CDATA[SADECE DÜŞÜN / JUST THINK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://terraparadox.wordpress.com/?p=163</guid>
		<description><![CDATA[Hayata ilişkin sorularıma cevap arayışlarımda ormanda kaybolmuş bir adamın hissedebileceklerini hissettim. Adam orman içinde bir açıklığa varır, bir ağaca tırmanır ve göz alabildiğine bir mesafeyi tarar, ama evinin baktığı yerlerde olmadığını ve olamayacağını görür. Sonra tekrar karanlık ormanın içine girer ve karanlığı görür, ama evi orada da değildir. Ben de o adam gibi, insan bilgisinden [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=163&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayata ilişkin sorularıma cevap arayışlarımda ormanda kaybolmuş bir adamın hissedebileceklerini hissettim. Adam orman içinde bir açıklığa varır, bir ağaca tırmanır ve göz alabildiğine bir mesafeyi tarar, ama evinin baktığı yerlerde olmadığını ve olamayacağını görür. Sonra tekrar karanlık ormanın içine girer ve karanlığı görür, ama evi orada da değildir.</p>
<p>Ben de o adam gibi, insan bilgisinden oluşan o ormanda, bana apaçık ufuklar gösteren, ama bu ufukları evimin olmadığı bir yönde gösteren matematiksel ve deneysel bilimin pırıltıları arasında dolaştım. Soyut bilimlerin derinlere gittikçe adamakıllı içine battığım karanlıkların içinde de dolaştım ve en sonunda burada da bir çıkış olmadığına ve olamayacağına ikna oldum.</p>
<p>Şunu anladım ki, kendimi bilginin parlak alanına teslim ederek sadece dikkatimi sorudan başka bir yere kaydırıyordum. Önümde açılan ufuklar ne kadar cezbedici bir açıklıkta olsalar da, o bahsettiğim bilimlerin sonsuz enginliğine dalmak ne kadar cazip olsa da şunu çoktan anlamıştım ki, bu bilimler ne kadar kesin olurlarsa benim ihtiyacımı karşılamaktan ve soruma yanıt vermekten o denli uzak oluyorlardı .</p>
<p>Kendi kendime şöyle dedim: &#8220;Bilimin ısrarla keşfetmeye çalıştığı şeyin ne olduğunu biliyorum, ama bilimin izlediği yolda hayatın anlamına ilişkin soruya yanıt yok.&#8221; Soyut alanla ilgili olarak da şunu anlamıştım: Bilimin doğrudan amacının benim soruma cevap vermek olmasına rağmen ya da cevap vermek olduğu için ortada benim kendimin çoktan verdiği cevaptan başkası yoktu: &#8220;Hayatımın anlamı nedir?&#8221; &#8220;Böyle bir anlam yoktur.&#8221; ya da &#8221;Yaşamamdan ne çıkacak?&#8221; &#8220;Hiçbir şey&#8221; ya da &#8220;Var olan her şey niçin var ve ben niçin varım?&#8221; &#8220;Çünkü var.&#8221;</p>
<p>İnsan bilgisinin bu bir alanını araştırırken araştırmadığım konular hakkında sayısız kesin yanıtlar aldım: Yıldızların kimyasal bileşenleri hakkında, güneşin Herkül takımyıldızına doğru olan hareketi hakkında, türlerin ve insanın ortaya çıkışı hakkında ve de eterin ölçülemeyen sonsuz derecede küçük parçacıkları hakkında. Ancak bu bilgi alanında &#8220;Hayatımın anlamı nedir?&#8221; sorusuna alabildiğim tek yanıt şuydu: &#8220;Sen &#8216;hayatım&#8217; dediğin şeysin, sen parçacıkların rastlantı sonucu bir araya gelmesinden oluşan geçici bir şeysin. Bu parçacıkların karşılıklı etkileşimleri ve değişimleri sende &#8216;hayatım&#8217; dediğin şeyi oluşturmaktadır. Parçacıklar bir süre daha bir arada kalacak, sonra bunlar arasındaki etkileşim duracak ve senin &#8216;hayat&#8217; dediğin şeyin de, sorularının da bir sonu gelmiş olacak. Sen rastlantısal olarak bir şeyin küçük bir parçasısın. O küçük parça mayalanmakta. Küçük parça bu mayalanmaya &#8216;hayat&#8217; adını veriyor. Parça bütünden kopacak, mayalanma ve de bütün sorular son bulacak.&#8221; Bilimin aydınlık alanı bu şekilde yanıt veriyor. İlkelerine sıkı sıkıya bağlı kaldığı müddetçe de başka türlü yanıt vermesi mümkün değildir.</p>
<p>Kişi böyle bir yanıtın yanıt olmadığını görebilir. Ben hayatımın anlamını bilmek istiyorum, ama benim hayatımın sonsuzluğun bir parçası olması ona bir anlam vermek şöyle dursun, mümkün olan her türlü anlamı da ortadan kaldırıyor. Deneysel, kesin bilimin hayatın anlamının gelişimde ve gelişimle olan işbirliğinde yattığını söyleyerek soyut bilimle yaptığı belli belirsiz uzlaşı da kesinlik ifade etmemesi ve belirsiz oluşu yüzünden bir yanıt olarak düşünülemez.</p>
<p>Bilimin öbür alanı &#8211; soyut alan &#8211; kendi ilkelerine sıkıca bağlı kaldığı sürece hep aynı şekilde aynı yanıtı veriyor, daima aynı yanıtı vermekte ve tarih boyunca da aynı yanıtı verdi: &#8220;Evren sonsuz bir şeydir Ve akıl almaz bir &#8216;bütünün&#8217; akıl almaz bir parçasıdır.&#8221; Tekrardan, soyut ve deneysel bilimler arasındaki hukuk, siyaset ve tarih gibi yarı-bilimlerin safrasını (atılacak ağırlığını) tedarik eden bütün o uzlaşıları tartışmanın dışında bırakıyorum. Bu yarı-bilimlerde gelişim ve ilerleme kavramları gene hatalı bir şekilde ortaya konmaktadır, şu farkla ki, öncekinde var olan her şeyin gelişimi ele alınırken, şimdi insanlığın var oluşunun gelişimi ele alınmaktadır. Hata öncekinde olduğu gibi gene vardır: Sonsuzluk içerisinde gelişimin ve ilerlemenin hiçbir amacı ya da doğrultusu olamaz. Benim sorduğum soru dikkate alındığında ortada verilmiş hiçbir cevap yoktur .</p>
<p>Gerçek soyut bilimde, yani filozofun asıl soruyu hep gözünün önünde bulundurduğu gerçek felsefede &#8211; Schopenhauer&#8217;un &#8220;Profesörlere özgü felsefe&#8221; diye adlandırdığı, var olan bütün olguları yeni felsefi kategoriler içerisinde sınıflandırmaya ve bu olgulara yeni adlar vermeye yarayan felsefede değil &#8211; verilen yanıt hep aynıdır; bu, Sokrat&#8217;ın, Schopenhauer&#8217;un, Süleyman&#8217;ın ve Buda&#8217;nın verdikleri yanıttır.</p>
<p>&#8220;Hayattan uzaklaştığımız ölçüde hakikate yaklaşırız.&#8221; diyordu Sokrat ölüme hazırlanırken. &#8220;Biz, hakikate aşık olanlar, hayatta ne için çabalarız? Kendimizi bedenden ve onun yol açtığı bütün kötülüklerden kurtarmak için! O halde ölüm bize geldiğinde nasıl mutlu olmayalım?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bilge kişi bütün hayatı boyunca ölümü arar durur. Bu yüzden de ölüm ona korkunç gelmez.&#8221;</p>
<p>Schopenhauer da şöyle der:</p>
<p>&#8220;Evreni oluşturan en derindeki özün &#8216;irade&#8217; olduğunu ve evrendeki bütün olguların &#8211; doğanın belirsiz güçlerinin bilinçsizce işleyişinden tutun da insanoğlunun tamamen bilinçli eylemlerine kadar &#8211; bu iradenin sadece somut karşılığı olduğunu kabu1 ettiğimizde, şu sonuca varmamız kaçınılmazdır. O iradenin kendi isteğiyle var oluşu terk etmesi ve kendi kendisini ortadan kaldırmasıyla birlikte bütün o olgular, evrenin içinde var olduğu o nesnelliğin bütün aşamalarında amaçsızca ve dur durak demeden gerçekleştirilen o aralıksız çaba ve uğraş da ortadan kalkar; arkadan gelen yaşam biçimlerinin çeşitliliği, bu biçimlerle birlikte iradenin bütün göstergeleri, en evrensel biçimleri, uzay ve zaman ve nihayetinde de iradenin en temel biçimleri olan özne ve nesne de ortadan kalkacaktır. İrade olmaksızın hiçbir kavram ve evren var olamaz. Gözlerimizin önünde kesinlikle hiçbir şey kalmaz. Ancak bu yok oluşa doğru gidişe, doğamıza karşı koyan gene sadece o aynı yaşama isteğidir. Wille zum Leben. Bu, bizi ve evreni var eden şeydir. Yok oluştan bu denli korkmamız, ya da bir başka deyişle yaşamak için bu kadar büyük bir istek duymamız şu anlama gelir: Bizler bu yaşama arzumuz dışında hiçbir şeyiz ve ondan başka bir şey de tanımayız. Böyle olunca iradenin tamamen yok oluşundan geriye kalan, bizler bu iradeyle dopdolu olduğumuz için, tabii ki hiçbir şeydir. Ama öte yandan, içindeki bu irade dönüşerek kendi kendisinden vazgeçenler için de bu bizim öylesine gerçek olan evrenimiz sahip olduğu bütün o güneşleri ve samanyoluna rağmen<br />
hiçbir şeydir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Hiçliğin hiçliği&#8221; der Süleyman -&#8221;hiçliğin hiçliği &#8211; her şey bir hiçtir. İnsanın güneşin altında bütün o yapıp ettiklerinden karı ne? Bir nesil yok olur gider, yerine bir başka nesil gelir. Ancak yeryüzü sonsuza dek var olmaya devam eder, geçmişte ne varsa gelecekte de olacak olan odur; bugün yapılanlar gelecekte de yapılacaktır ve güneşin altında yeni bir şey yoktur. Bakın işte bu yeni, denilebilecek bir şey var mıdır? Eski zamanlar geçip gitti. Bu bizden önceydi. Şimdi eskiye dair hiçbir anı kalmadı. Ne de bizden sonrakilerden geriye bir hatıra kalacak. Bendeniz vaiz, Kudüs&#8217;te İsrail&#8217;e kraldım. Kendimi gökyüzünün altında yapılan her şeyi bilgelikle araştırmaya adamıştım. Tanrı bu çileli görevi yerine getirmesi için insanoğluna vermişti. Güneşin altında yapılan bütün işleri gördüm, her şeyin boş olduğunu ve ruha sıkıntı verdiğini görmeyeyim mi &#8230; Kendi yüreğimle konuştum, ona şöyle dedim: Bak işte, toplumda çok önemli bir konuma geldim, bütün Kudüs&#8217;te gelmiş geçmiş en büyük bilgeliğe eriştim. Evet yüreğimde bilgeliğe ve bilgiye dair engin bir tecrübe var. Yüreğimi bilgeliği bilmeye adadım, deliliği ve budalalığı bilmeye. Bunun da ruhuma sıkıntı verdiğini gördüm. Büyük bilgelikte büyük keder olur ve bilgisini artıran kederini de artırır.</p>
<p>&#8220;Kalbimden şöyle diyordum: Git şimdi, seni mutlulukla sınayacağım, eğlenmene bak. Ve de ne göreyim, bu da boş değil miymiş. Kahkaha için şöyle dedim: Bu delice bir şey. Ve mutluluk için: O ne ki? Bedenimi şarapla keyiflendirmenin yollarını yüreğimde aradım ve kalbimin kılavuzu bilgelik olduğu zamanlarda da budalalığa tutunmanın yollarını, ta ki insanoğlu için neyin iyi olduğunu, göğün altında yaşadığı günler boyunca ne yapması gerektiğini anlayana kadar .</p>
<p>Kendim için büyük eserler yaptırdım; kendime evler inşa ettirdim, üzüm bağları diktirdim, meyve bahçeleri yaptırdım ve her türden meyve ağacı diktirdim, gölcükler inşa ettirdim Ve o gölcüklerle ağaçların yetiştiği ormanı sulattım; kendime erkek ve kadın hizmetkarlar edindim, kendi evimde doğan hizmetkarlarım oldu, ayrıca Kudüs&#8217;te gözümün gördüğü bütün sürülerden daha büyük bir sürüye sahip oldum; kendim için gümüş, altın ve başka krallar ile eyaletlerden özel hazineler toplattım; erkek ve kadın şarkıcılar getirttim ve insanoğlunun tadabileceği bütün zevkleri, müzikli eğlenceleri, hepsini tattım. Muhteşemdim ve Kudüs&#8217;te gözümün gördüğü bütün herkesten daha zengindim. Ayrıca bilgeliğim de beni terk etmemişti. Gözlerimin görüp arzuladığı hiçbir şeyden kendimi yoksun bırakmıyordum. Gönlümden hiçbir mutluluğu esirgemiyordum &#8230; Sonra ellerimin yapmış olduğu bütün o işlere baktım, emek harcayarak meydana getirdiğim eserlere, bir de ne göreyim, yaptığım her iş boştu ve ruhuma sıkıntı veriyordu. Yeryüzünde onlardan elde edeceğim bir kazanç yoktu. Ve dönüp bilgeliğe, deliliğe ve budalalığa baktım. Bunun herkesin başına gelebileceğini anladım. Sonra kalbimden şöyle dedim: Bu, aptalların başına geldiği gibi benim de başıma geldi, o halde ben neden herkesten daha bilge olayım ki? Sonra kalbimden dedim ki, bunun da bir anlamı yok. çünkü bilgeler aptallardan sonsuza kadar daha fazla hatırlanacaklar diye bir şey yok; gelecek günlerde olacak ne varsa hepsinin de unutulacaklarını görebiliyordum. Ya bilge adam nasıl can verir? Aptal adam nasıl can verirse öyle. Bu yüzden yaşamaktan nefret etmeye başladım. çünkü yeryüzünde yapılan bütün o işler bana çok büyük bir acı veriyordu. çünkü her iş boştu ve ruha sıkıntı veriyordu. Evet, yeryüzünde yaptığım bütün o işlerden nefret ediyordum. çünkü her şeyi benden sonra gelecek olanlara bırakmak zorunda olduğumu görebiliyordum. İnsanın güneşin altında o kadar çabalaması sonucunda, onca emeğinin karşısında eline ne geçiyordu? Her günü. keder, her işi üzüntüydü. Evet, geceleyin bile kalbi huzur bulmuyordu. Bunun da bir anlamı yoktu. İnsanoğluna çalıştığıyla yeme, içme ve ruhunu neşelendirme güvencesi bağışlanmamıştır &#8230; Her şey herkese aynı yollardan gelir. Erdemli olan ve ruhunda kötülük besleyen, iyi ya da kötü, temiz ya da pis, fedakarlık yapan ya da yapmayan herkes için aynı durum söz konusudur; iyi neyse günahkar da odur, küfreden neyse küfretmekten korkan da odur. Yeryüzünde yapılan her şeyde bu kötülük -yani herkes için aynı şeyin söz konusu olması- vardır. Evet, ayrıca insanoğlunun kalbi de kötülük doludur ve yaşarken kalbinde de delilik vardır. Sonra da ölür gider. Yaşayanlar arasında olan için umut vardır. Çünkü canlı bir köpek ölü bir aslandan daha iyidir. Çünkü yaşayanlar öleceklerini bilirler, ama ölüler hiçbir şey bilemezler, onlar artık ödül de alamazlar. çünkü hatıraları unutulmuştur; sevgileri, nefretleri, kıskançlıkları da artık yoktur. Ne de sonsuza kadar, yeryüzünde yapılan bir işten pay alabilirler.&#8221;</p>
<p>Süleyman ya da bu sözleri her kim yazdıysa işte böyle söylüyordu .</p>
<p>Hint bilgeliği de Şöyle der:</p>
<p>Kendisinden hastalık, yaşlılık ve ölümle ilgili tüm gerçeklerin gizlendiği Sakya Muni adındaki genç ve mutlu bir mihrace arabasıyla gezintiye çıktı&#8221; ve dişsiz, ağzından salyalar akan, korkunç görünüşlü, yaşlı bir adam gördü. Kendisinden o yaşa kadar yaşlılıkla ilgili her şey gizlenmiş olan mihrace şaşırdı ve sürücüsüne o adamın kim olduğunu ve öyle perişan ve iğrenç bir duruma nasıl geldiğini sordu. Bunun bütün insanların kaderi olduğunu ve aynı sonun kaçınılmaz bir şekilde kendisini de beklediğini öğrendiğinde genç mihrace gezintiye daha fazla devam edemedi ve saraya geri dönmek için emir verdi. Bu hakikat üzerine düşünmek istiyordu. Kendisini bir odaya kapattı ve düşünmeye başladı. Büyük olasılıkla kendisini teselli etmenin bir yolunu buldu Ve arkasından kendisini neşeli ve mutlu hissederek tekrar gezintiye çıktı. Bu sefer hasta bir adam gördü. Gördüğü adam bir deri bir kemik kalmış, beti benzi atmış, sürekli titreyen ve gözleri bulanık biriydi. Kendisinden hastalıkla ilgili gerçekler gizlenmiş olan mihrace durup bunun ne olduğunu sordu. Bunun hastalık olduğunu, herkesin başına gelebileceğini, sağlıklı ve mutlu bir mihrace olan kendisinin de ertesi gün hastalanabileceğini öğrendiğinde de gene neşesi kaçtı Ve saraya geri dönmek için tekrar emir verdi. Tekrar bir teselli aradı Ve aradığı teselliyi büyük olasılıkla buldu ki hoşça vakit geçirmek için üçüncü kez gezintiye çıktı. Ancak bu üçüncü seferde başka bir manzarayla karşılaştı. İnsanlar bir şey taşıyorlardı. &#8220;O nedir?&#8221; &#8220;Ölü bir adam.&#8221; &#8220;Ölü bir adam ne demek? Ölü ne demek?&#8221; diye sordu mihrace. Ona ölmenin o adam gibi olmak demek olduğu anlatıldı. Mihrace cenazeye yaklaştı, üstünü açtı ve baktı. &#8220;Ona şimdi ne olacak?&#8221; diye sordu. Ona cenazenin toprağa gömüleceği söylendi. &#8220;Niçin?&#8221; &#8220;Çünkü bir daha hayata dönemeyeceği muhakkak, sadece kokacak ve kurtlanacak.&#8221; &#8220;Bu da tüm insanların kaderi mi? Aynı şey benim de başıma gelecek mi? Beni de gömecekler mi? Ben de kokacak mıyım? Beni de kurtlar yiyecek mi?&#8221; &#8220;Evet.&#8221; &#8220;Saraya! Bir daha eğlenmek için gezintiye çıkmayacağım, bir daha asla bu maksatla saraydan dışarı çıkmayacağım!&#8221;</p>
<p>Ve Sakya Muni hayattan hiçbir teselli bulamadı ve hayatın kötülüklerin başı olduğuna karar verdi. Ruhunun bütün gücünü kendisini ve başkalarını bu hayattan kurtarmaya adadı. Öyle ki, ölümden sonra bile artık yeni bir hayat olmayacak, böyle bir hayat daha kök salmadan yok edilecekti.İşte Hint bilgeliği böyle söylüyor.</p>
<p>İnsan bilgeliğinin var oluşa ilişkin verdiği doğrudan yanıtlar işte bunlar.</p>
<p>&#8220;Tendeki hayat büyük bir kötülük ve yalandan ibarettir. Bu yüzden bu hayatın ortadan kaldırılması bir nimettir ve bizim arzu etmemiz gereken bir şeydir.&#8221; der Sokrat.</p>
<p>&#8220;Hayat olmaması gereken şeydir &#8211; bir kötülük; ve de hiçliğe giden geçit, hayatta iyi olan tek şeydir.&#8221; der Schopenhauer.</p>
<p>&#8220;Yeryüzünde ne varsa -budalalık ve bilgelik, zenginlik ve fakirlik, mutluluk ve keder- anlamsızdır ve boştur. İnsan yok olur ve kendisinden geriye bir şey kalmaz. Ve bunun bir mantığı yoktur.&#8221; der Süleyman.</p>
<p>&#8220;İnsanın, acı çekmenin, güçten düşmenin, yaşlılığın ve ölümün kaçınılmazlığının bilincinde olarak yaşaması mümkün değildir. Kendimizi hayattan kurtarmalıyız, olası her türlü hayattan.&#8221; der Buda .</p>
<p>Bu güçlü beyinlerin söyledikleri milyonlarca ama milyonlarca insan tarafından da düşünüldü ve dile getirildi. Bunlan ben de düşündüm ve hissettim.</p>
<p>Böylelikle bilimler arasında yaptığım gezinti beni ümitsizlikten kurtarmak şöyle dursun, var olan ümitsizliğimi daha da güçlendirmişti. Bilginin bir türü var oluş sorusuna bir cevap getirmiyordu; öbür türü ise soruya verdiği dğrudan yanıtla benim varmış olduğum sonucun bir hatanın ya da hastalıklı bir kafanın meyvesi olmadığını, tam tersine benim doğru düşünmüş olduğumu ve düşüncelerimin insan aklının en güçlülerinin varmış oldukları sonuçlarla çakıştığını göstererek içinde bulunduğum çaresizliği onaylamış oluyordu.</p>
<p>İnsanın kendisini aldatmasının bir faydası yok. Her şey boş! Mutlu kişi henüz doğmamış olandır. Hayattansa ölüm daha iyidir ve insan kendisini bu hayattan kurtarmalıdır.</p>
<p>Lev Nikolayeviç Tolstoy/İtiraflarım VI&#8230; </strong></p>
<br />Posted in SADECE DÜŞÜN / JUST THINK  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/terraparadox.wordpress.com/163/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/terraparadox.wordpress.com/163/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/terraparadox.wordpress.com/163/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/terraparadox.wordpress.com/163/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/terraparadox.wordpress.com/163/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/terraparadox.wordpress.com/163/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/terraparadox.wordpress.com/163/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/terraparadox.wordpress.com/163/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/terraparadox.wordpress.com/163/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/terraparadox.wordpress.com/163/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/terraparadox.wordpress.com/163/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/terraparadox.wordpress.com/163/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/terraparadox.wordpress.com/163/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/terraparadox.wordpress.com/163/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=163&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/tolstoy-itiraflarim-vi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/33e3db50af88872f3813e9870248487e?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">terraparadox</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tolstoy İtiraflarım IV&#8230;</title>
		<link>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/tolstoy-itiraflarim-iv/</link>
		<comments>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/tolstoy-itiraflarim-iv/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 12:50:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>terraparadox</dc:creator>
				<category><![CDATA[SADECE DÜŞÜN / JUST THINK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://terraparadox.wordpress.com/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[Hayatım durma noktasına gelmişti. Soluk alabiliyor, yiyebiliyor, içebiliyor, uyuyabiliyordum. Bunları yapmamak zaten elimde olan bir şey değildi. Ama yaşamıyordum, çünkü gerçekleştirmeyi mantıklı bulabileceğim hiçbir arzum yoktu. Bir şeyi arzu ettiğim takdirde peşinen biliyordum ki, bu arzumu tatmin edeyim ya da etmeyim, sonuçta bundan hiçbir şey çıkmayacaktı. Şayet bir peri gelip bana arzularımı gerçekleştirmeyi teklif edecek [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=161&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayatım durma noktasına gelmişti. Soluk alabiliyor, yiyebiliyor, içebiliyor, uyuyabiliyordum. Bunları yapmamak zaten elimde olan bir şey değildi. Ama yaşamıyordum, çünkü gerçekleştirmeyi mantıklı bulabileceğim hiçbir arzum yoktu. Bir şeyi arzu ettiğim takdirde peşinen biliyordum ki, bu arzumu tatmin edeyim ya da etmeyim, sonuçta bundan hiçbir şey çıkmayacaktı. Şayet bir peri gelip bana arzularımı gerçekleştirmeyi teklif edecek olsa, ben ne isteyeceğimi bilmiyordum. Sarhoşluk anlarında bir arzu değil, ama eski arzularımdan kalma bir alışkanlık gibi bir şey hissetsem de, ayık olduğum anlarda bunun bir vehimden ibaret olduğunu ve gerçekte arzu edilecek hiçbir şeyin olmadığım bilirdim. Hakikati bile bilmeyi arzu etmiyordum, çünkü hakikatin içeriğini tahmin edebiliyordum. Hakikat hayatın anlamsız olduğuydu. Sanki yaşayacağım kadar yaşamış, yürüyeceğim kadar yol yürümüştüm de bir uçurumun kenarına gelmiştim, önümde yok oluştan başka hiçbir şeyin olmadığını apaçık bir şekilde göre biliyordum. Durmam imkansızdı, geri dönmem imkansızdı, gözlerimi kapamam ya da önümde ıstıraptan ve ölüm gerçeğinden -tamamen yok oluştan- başka hiçbir şeyin olmadığını görmezden gelmem imkansızdı .</p>
<p>Bu rahatsızlık öyle bir raddeye varmıştı ki sağlıklı, talihli bir adam olan ben, daha fazla yaşayacak gücü kendimde bulamıyordum; karşı koyamadığım bir güç şu ya da bu şekilde beni bu hayattan kurtulmaya zorluyordu. Kendimi öldürmeyi arzuladığımı söyleyemem. Beni hayatın uzaklarına sürükleyen şey basit bir arzudan daha güçlü, daha esası, ve daha büyük bir şeydi. Bu şey eski yaşama çabama benzeyen, ama onun tam zıddı bir güçtü. Bütün gücümle hayattan kopuyordum. Öz yıkım düşüncesi şimdi bana hayatımı güzelleştirmeye yönelik eski düşüncelerim kadar doğal geliyordu. İşin baştan çıkarıcı tarafı ise bu düşünceyi yaşama geçirmekte acele davranmamak için kendi kendimi kandırmak zorunda oluşumdu. Acele hareket etmek istemiyordum, çünkü sorunu çözmek için her türlü çabayı göstermek istiyordum. &#8220;Sorunlarımı şimdi çözüme kavuşturamasam da ileride bunun için vaktim hep olacak.&#8221;</p>
<p>İşte o gün, talihin yüzüne güldüğü bir adam olan ben, her akşam tek başıma soyunduğum odamdaki bölmenin çapraz kirişlerine kendimi asmayayım diye kendimden bir ipi sakladım ve şeytana uyar da hayatıma kolay yoldan son veririm diye de silahımı yanıma alıp çıktığım o avlara çıkmaz oldum. Ne istediğimi kendim de bilmiyordum; hayattan korkuyordum, hayattan kaçıp uzaklaşmak istiyordum, ama gene de hayattan bir şeyler bekliyordum.</p>
<p>Bütün bunlar başıma talihin tam anlamıyla yüzüme gülmüş olduğu bir dönemde geliyordu. Henüz elli yaşına basmamıştım, çok sevdiğim iyi bir karım, iyi çocuklarım ve ben fazla bir gayret göstermeden gelişen ve büyüyen geniş bir malikanem vardı. Akrabalarımdan ve eşimden dostumdan, hiç olmadığı kadar saygı görüyordum. İnsanlar beni övüyorlardı. Ben de ünlü biri olduğumu düşünmekle kendimi hiç de kandırmış olmazdım. Deli ya da ruhsal yönden rahatsız olmak şöyle dursun, tam tersine benim gibi insanlarda nadir rastladığım bir şekilde zihin ve beden melekelerim son derece güçlüydü. Beden gücü olarak ekin biçmede köylülerden geri kalmazdım, zihin olarak da ara vermeksizin sekiz-on saat çalışabilir, böyle bir zorlanmadan dolayı da hiçbir rahatsızlık duymazdım .</p>
<p>İşte bu noktaya -artık yaşayamayacağım ve ölmekten de korktuğum için kendi canıma kıymamak adına kendi kendimi kandırma noktasına- böyle bir durumdayken geldim. Ruhsal durumum kendisini bana şu şekilde açığa vuruyordu: Hayatım, birisinin bana yaptığı aptalca ve sinir bozucu bir şaka. Beni var eden &#8216;birisinin&#8217; varlığını kabul etmiyor olsam da bu açığa vuruş -birisinin beni bu dünyaya koyarak bana kötü ve aptalca bir şaka yapmış oluşu- bana tam da en doğal gelen irade şekliydi.</p>
<p>Elimde olmadan bana öyle geliyordu ki, son otuz yıl kırk yıl boyunca nasıl yaşadığımı seyrederek eğlenen birisi vardı: Nasıl öğrendiğimi, geliştiğimi, beden ve zihin olarak olgunlaştığımı ve bu olgunluğa erişmiş zihinsel güçlerimle hayatın zirvesine nasıl ulaştığımı, bu zirveden bakınca her şeyin nasıl ayaklarımın altında uzandığını, zirvede aptalların aptalı olarak nasıl dikilip durduğumu ve hayatta (yaşamaya değer) hiçbir şeyin olmayışını, bundan önce olmamış oluşunu, bundan sonra da olmayacak oluşunu apaçık bir şekilde nasıl gördüğümü seyreden ve eğlenen birisi. Evet, o birisi bu işten zevk alıyordu &#8230;</p>
<p>Ancak o &#8216;birisi&#8217; varsa da yoksa da ben kendimi hiç daha iyi hissetmiyordum. Ne tek tek yaptıklarıma, ne de hayatımın bütününe hiçbir mantıklı anlam veremiyordum. Beni şaşırtan tek şey bu gerçeği en başında anlamayış oluşumdu -bu herkesçe ne zamandır bilinen bir şeydi-o Bugün ya da yarın hastalık ya da ölüm, sevdiklerime ya da bana uğrayacak (ki bu çoktan olmuştu) ve bizlerden geriye leş kokusundan ve kurtlardan başka bir şey kalmayacaktı. Er ya da geç yaptığım işler, her neyseler, unutulacak ve ben var olmuyor olacağım. O halde daha fazla çabalamak niye? &#8230; İnsan bu gerçeği nasıl olur da göremez? Nasıl yaşamaya devam eder? Şaşırtıcı olan işte budur! İnsan ancak hayattan sarhoş olmuşsa yaşamaya devam edebilir; kişinin ayılır ayılmaz her şeyin basit bir aldatmaca ve de aptalca bir aldatmacadan ibaret olduğunu görmemesi imkansız! İşte aynen böyle: bunda ne eğlendirici ne de nükteli bir yan var, bu sadece zalimce ve aptalca.</strong></p>
<p><strong>Bir düzlükte karşısına öfkeli bir hayvan çıkan bir yolcuya dair nicedir anlatılan bir Doğu meseli vardır. Hayvandan kaçan adam kurumuş bir kuyunun içine girer, ama aşağı baktığında kuyunun dibinde ağzını açmış kendisini yutmaya hazırlanan bir ejderha görür. Talihsiz adam öfkeli hayvan tarafından öldürülmekten korkusuyla ne kuyudan dışarı çıkabildiği, ne de ejderha tarafından yenilmekten korkusu nedeniyle kuyunun dibine inebildiğinden, kuyunun içindeki bir çatlaktaki bir dalı yakalar ve ona tutunur. Ellerinde gitgide güç kalmamakta, o da az sonra kendisini yukarıda ve aşağıda bekleyen ölüme boyun eğmek zorunda kalacağını düşünmekte, ama gene de dala sıkı sıkıya tutunmaya devam etmektedir. Derken iki fare görür. Bir siyah bir de beyaz fare. Fareler sürekli onun tutunduğu dalın üzerinde gezinmekte ve dalı kemirmektedirler. Az sonra dal kopacak ve adam da ejderhanın ağzının içine düşecektir. Yolcu bunu görür ve ölümden kurtuluş olmadığım anlar. Dala tutunmaya devam etmekte, ama aynı zamanda etrafına da bakınmaktadır. Dalın yapraklarında birkaç damla bal görür. Bal damlalarına diliyle uzanır ve onları yalamaya başlar. Ben de aynı şekilde hayatın dalına tutunmuştum, biliyordum ki ölüm ejderhası beni bekliyordu, ondan kaçış yoktu ve o beni paramparça edecekti. Böylesi bir işkencenin içine neden düştüğümü anlayamıyordum. Beni bir zamanlar avutan o balı yalamaya çalışıyordum, ama o bal bana artık bir tat vermiyordu ve o siyah-beyaz, gece-gündüz fareleri benim tutunduğum dalı kemirmeye devam ediyorlardı. Ejderhayı apaçık bir şekilde görebiliyordum ve baldan da artık bir tat alamaz olmuştum. Sadece, kendisinden kaçış olmayan o ejderhayı ve de fareleri görüyor, onlara odaklanmış olan bakışlarımı bir başka yana çeviremiyordum. Ve bu bir mesel de değil, herkesçe anlaşılabilecek, o çürütülemeyecek hakikatin ta kendisidir .</strong></p>
<p><strong>Daha önceleri ejderha dehşetimi yatıştıran, hayata dair mutluluklar aldatmacası artık beni kandıramıyordu. &#8220;Hayatın anlamını anlayamazsın, o yüzden düşünme, sadece yaşamaya bak!&#8221; Bu sözü ne kadar çok işitmiş olursam olayım, artık yaşamaya bakamıyorum; zaten gereğinden fazla bir süre öyle yaptım. Artık gece ve gündüzün boyuna yer değiştirip bana ölümü getirişleri karşısında gözlerimi kapayamıyorum. Tek gördüğüm bu, çünkü tek gerçek bu. Geri kalan ne varsa yalan.</p>
<p>Gözlerimi o acımasız gerçekten, diğer şeylerin yapabildiğinden daha uzun bir süre başka yöne çevirmemi sağlayan o iki damla baldan, aileme ve yazmaya olan düşkünlüğümden de bir tat alamıyordum artık.</p>
<p>&#8216;Ailem &#8230; &#8221; dedim kendime. Ama ailem, yani karım ve çocuklarım da sadece birer insan. Ben nasıl geldiysem bu dünyaya, onlar da öyle geldiler; onlar da ya bir yalanın içinde yaşamaya devam edecekler ya da korkunç gerçeği görmek zorunda kalacaklar. Niçin yaşamaları gerekiyor ki? Neden onları sevmem, korumam, yetiştirmem ve de onlara göz kulak olmam gerekiyor ki? Onlar da benim hissettiğim çaresizlikle yüz yüze gelsinler ya da aptal olsunlar diye mi? Onları seviyorsam eğer, onlardan hakikati saklayamam. Bilginin her bir basamağı onları hakikate kılavuzlar. Hakikat ise ölümün kendisidir.</p>
<p>&#8220;Ya sanat?&#8221; Kazandığım başarıların ve aldığım övgülerin etkisiyle sanatın yaklaşan ölüme -eserlerimi ve eserlerimle ilgili hatıralar dahil, her şeyi yok eden o ölüme- rağmen icra edilebilecek bir şey olduğuna kendimi uzunca bir süre inandırmıştım. Ama çok geçmeden bunun da bir aldatmacadan ibaret olduğunu anladım. Sanatın hayatın süsü, albenisi olduğu gerçeği benim için . apaçıktı. Ancak hayat benim için cazibesini yitirmişken, benim eserlerim başka insanları nasıl cezbedecekti? Kendi hayatımı yaşıyor olmadıkça, başka bir hayatın dalgaları beni taşıyor oldukça hayatın bir anlamı olduğuna inandıkça, ama bu anlamı tanımlayamadıkça- hayatın, sanatın her türündeki yansımaları bana zevk veriyordu; hayata sanatın aynasından bakmak zevkli bir uğraştı. Ne var ki, hayatın anlamını aramaya başlayıp da kendi hayatımı yaşama zorunluluğunu hissetmeye başlayınca, o ayna benim için gereksiz, lüzumsuz, saçma ve acı veren bir şey oldu. Artık aynada gördüklerimle kendimi avutamıyordum, çünkü aynada durumumun aptalca ve ümitsiz olduğunu görüyordum. Ruhumun derinliklerinde hayatımın bir anlamı olduğuna inandığım vakitler, gördüğüm manzaranın keyfini pekala çıkarabiliyordum. O zamanlar. hayatın &#8211; gülünç, acıklı, dokunaklı, güzel ve korkunç &#8211; ışık oyunları . beni eğlendirebiliyordu. Ejderhayı ve tutunduğum dalı kemiren fareleri gördüğümde ise artık hiçbir baldan tat alamaz oluyordum.</p>
<p>Hepsi bu kadarla da kalmıyordu. Şayet basitçe, hayatın hiçbir anlamı olmadığını düşünüyor olsaydım, bunun benim kaderim olduğunu bilerek bu duruma sessizce katlanırdım. Ancak durumum beni hiç tatmin etmiyordu. Çıkışı olmayan bir ormanda yaşayan birisi gibi olsaydım, hayatımı sürdürmeye devam edebilirdim. Ama ben ormanda yolunu kaybeden ve yolunu kaybettiği için de dehşete kapılan ve yolunu bulmak umuduyla oraya buraya koşuşturan birisi gibiydim; attığı her adımda kafasının daha da karıştığının farkında olan, ama elinden oradan oraya koşuşturmaktan başka bir şey de gelmeyen birisi gibi.</p>
<p>Bu, gerçekten korkunç bir durumdu. Yaşadığım dehşetten kurtulmak için ölmeyi istiyordum. Beni bekleyen son karşısında dehşete kapılmıştım. Hatta o sonun dehşetinin o an içinde bulunduğum durumdan çok daha berbat bir şey olduğunu da biliyor, ama gene de o sonu sabırla bekleyemiyordum. Her halükarda kalbimdeki damarlardan birinin iflas edeceği, ya da içimde bir şeylerin patlayıp her şeyin sona ereceği yolundaki savımı ne kadar inandırıcı bulsam da, o sonu sabırla bekleyemiyordum. Karanlığın dehşeti öylesine büyüktü ki, kendimi bu dehşetten ilmik ya da kurşunla bir an önce kurtarmak istiyordum; beni en güçlü şekilde intihara doğru sürükleyen şey işte bu histi.</p>
<p>Lev Nikolayeviç Tolstoy/İtiraflarım IV&#8230; </strong></p>
<br />Posted in SADECE DÜŞÜN / JUST THINK  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/terraparadox.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/terraparadox.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/terraparadox.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/terraparadox.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/terraparadox.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/terraparadox.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/terraparadox.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/terraparadox.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/terraparadox.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/terraparadox.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/terraparadox.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/terraparadox.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/terraparadox.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/terraparadox.wordpress.com/161/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=161&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/tolstoy-itiraflarim-iv/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/33e3db50af88872f3813e9870248487e?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">terraparadox</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Huzursuzluğun Kitabı</title>
		<link>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/huzursuzlugun-kitabi/</link>
		<comments>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/huzursuzlugun-kitabi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 12:49:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>terraparadox</dc:creator>
				<category><![CDATA[SADECE DÜŞÜN / JUST THINK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://terraparadox.wordpress.com/?p=159</guid>
		<description><![CDATA[Hiç değişmeyen, her anı aynı yoğunlukta akan bir hayatta, içine gömülü olduğum durgunluğu bir temizlik kusuru, değişmezliğin yüzeyine yapışmış bir kir ya da toz olarak değerlendirebilirim ancak. Bedenimizi nasıl yıkıyorsak, yazgımızı da yıkayabilmeli, çamaşır değiştirir gibi hayat değiştirebilmeliydik-yemek yediğimizde ya da uyuduğumuzda olduğu gibi varlığımızı sürdürmek için değil, tam olarak temizlik adı verilen, bizden doğup [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=159&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hiç değişmeyen, her anı aynı yoğunlukta akan bir hayatta, içine gömülü olduğum durgunluğu bir temizlik kusuru, değişmezliğin yüzeyine yapışmış bir kir ya da toz olarak değerlendirebilirim ancak.</p>
<p>Bedenimizi nasıl yıkıyorsak, yazgımızı da yıkayabilmeli, çamaşır değiştirir gibi hayat değiştirebilmeliydik-yemek yediğimizde ya da uyuduğumuzda olduğu gibi varlığımızı sürdürmek için değil, tam olarak temizlik adı verilen, bizden doğup ayrılmış olan saygılı davranış bunu gerektirdiği için.</p>
<p>Pisliği bir irade sorunu gibi değil, aklın bir umursamazlığı olarak yaşayan insanlar vardır; çoğu insan ise, özgürce aldıkları bir kararla ya da istemedikleri bir dünyaya boyun eğmeye razı oldukları için değil, kendi kendilerini anlama yetenekleri gerilediği için, bilgiyle alay etmeyi öğrendikleri için tekdüze, silik hayatlar sürerler.</p>
<p>Kendi pisliğinden iğrenen ama o pisliği temizlemeyen domuzlar vardır; dehşete kapılmış insanın kaçmamasına neden olan da işte bu duygunun aşırı halidir. Yazgısının domuza çevirdiği, kendi güçsüzlüğünün çekimine kapılmış, bundan dolayı günlük hayatının sıradanlığından kurtulmayan insanlar vardır, benim gibi. Olmayan yılandan büyülenen kuşlardır onlar; dünyayı gözü görmeden bir ağaç gövdesine tutunup bekleyen, en sonunda bukelamunun iğrenç diline yapışan sinekler.</p>
<p>Ben de bilinçli bilinçsizliğimi, sıradan hayat ağacımın gövdesinde ağır ağır gezdiriyorum. Yazgımı yerinden oynattıkça yürümüş oluyorum, ben ilerlemediğime göre, ilerleyen o; adım adım gitmeye devam eden zamanım için de durum aynı; çünkü ilerleyen gene ben değilim. Tekdüzelikten kurtulmak için tek çarem, hakkında yaptığım bu kısa yorumlar. Tek avuntum, hücremin parmaklıklarının arkasında bir cam olması-her gün, ölümle hesaplaştıktan sonra, cama, kaçınılmazlığın tozuna adımı büyük harflerle yazarak imzamı atıyorum.</p>
<p>Ölümle mi atıyorum imzamı ? Hayır, ölümle bile değil. Benim gibi yaşayan bir insan ölmez: Biter, solar, bitkisel hayata girer. Bulunduğunuz yer varlığını sizsiz sürdürür, geçtiğiniz sokak görünmez olduğunuz halde yaşar, içinde yaşadığınız ev, siz olmayan sizi barındırır. Hepsi budur ve biz buna hiçlik deriz, ama bu hiçlik tragedyasını bile oynayamaz, alkışlayamayız, çünkü gerçekten hiç olduğuna bile emin olamayız; biz ki hem hayatın, hem de gerçeğin içinde biten otlarız, biz ki camların hem içine hem dışına biriken tozlarız, biz ki Yazgı’nın torunları, Tanrı’nın evlatlarıyız, Tanrı sonsuz Gece’yle evlidir ve o da hepimizi doğurmuş olan Kaos’un duludur.</p>
<p>Fernando Pessoa&#8230;</strong></p>
<br />Posted in SADECE DÜŞÜN / JUST THINK  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/terraparadox.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/terraparadox.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/terraparadox.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/terraparadox.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/terraparadox.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/terraparadox.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/terraparadox.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/terraparadox.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/terraparadox.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/terraparadox.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/terraparadox.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/terraparadox.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/terraparadox.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/terraparadox.wordpress.com/159/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=terraparadox.wordpress.com&amp;blog=9198527&amp;post=159&amp;subd=terraparadox&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://terraparadox.wordpress.com/2009/09/11/huzursuzlugun-kitabi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/33e3db50af88872f3813e9870248487e?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">terraparadox</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
